Sanal Gerçeklik Makinesi

28 Mart 2008, 14:09 • Kategori: Blog, Kişisel • 5 yorum var (RSS).

Sanal Gerçeklik MakinesiEskiden daha çok okur ve daha çok yazardım. Genellikle felsefe, psikoloji, kişisel gelişim ve tasavvuf üzerineydi okuduklarım. Her ne kadar pozitif bilimsel bir yaklaşımla başlamış olsam da araştırmalarıma, bulunduğum noktada söyleyebileceğim şey Işık doğudan yükselir olacaktır. Batı ve Doğu kesin çizgilerle ayrılıyor bende. Coğrafi bir ayrılık değil bu, yanyana iki insanda bile olabilecek bir ayrım sözkonusu olan. Bu yüzden doğu öğretilerine özel bir ilgi göstermişimdir.

O zamanlar okuduklarımdan biri bende bir çağrışım oluşturmuş ve aşağıdaki satırları karalamama neden olmuştu. Yaklaşık oniki yıl önce 19/03/1996 da yazdığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizinle. Laf aramızda o zamanlar Matrix daha piyasada değildi.

Şu anda insanların içinde yaşadıkları dünya, daha doğrusu, içinde yaşadıklarını sandıkları dünya tam anlamı ile bir sanal gerçeklik. Aslını, özünü unutmuş olan bu insancıklar, bir sanal gerçeklik makinesine bağlanmış ve üstelik o makineyi kontrol edemez durumdalar. Ayrıca en kötüsü de, kendilerini bu makine zannetmeleri ve kendilerini kontrol edemediklerini bilmemeleri.

Bir düşünün; siz - kendinizi nasıl ve ne olarak gördüğünüz önemli değil - bir sanal gerçeklik makinesine bağlanmışsınız ve bu sanal dünyayı makinenin bazı fonksiyonları aracılığı ile değerlendiriyorsunuz. Makine insan bedeni ve fonksiyonları da altı duyu aracı (düşünmek Hintli bilgelere göre altıncı fonksiyonumuzdur) olarak tasarlanmış. Siz belli bir zaman sonra kendi özünüzü unutup yarattığınız sanal dünyada yaşıyorsunuz ve kendinizi sanal gerçeklik makinesi ile özdeşleştiriyorsunuz. Uyuduğunuzu ve bu yaşantınızın bir çeşit rüya olduğunu düşünmek bile saçma geliyor size. Bu durumda iken uyuduğunuzu fark edemiyorsunuz. Ama eğer bunun bir rüya olduğunu ve sadece sizin zihninizde var olduğunu bilirseniz, hemen uyanıp gerçekte yaşamak istersiniz. Ve eğer bu rüyadan kurtulursanız, sanal gerçekliğinizi yeniden düzenleyebilir, makineyi de istediğiniz gibi kontrol edebilirsiniz. Ve eğer uyanmazsanız bunun bir sanal gerçeklik olduğunu asla anlayamayacaksınız. Uyanmanın tek şartı ise uykuda olduğunu fark etmek ve bunu hatırlamak.

İlgili Yazılar

Bu Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Benden başka bir felsefe yazarı gördüğüme sevindim…

  2. insanlar uyuyorlar ve yaşadıkları dünya onlara güzel geliyor ise neden uyanmak istesinler? günümüzde gerçeğe ulaşmak isteyen insan sayısı kaçtır? gerçek her zaman güzel midir? gerçek her zaman doğru cevap olsada bir önemi yok değil mi? bu sorular aklıma geldi yazınızı okuyunca:D ayrıca bu ülkede gerçektende uyuyan insanlar var ne yazık ki :(

    Yazı bana matrix i çağrıştırdı, ne dersin Hakkı abi senaristin biri yazını okumuş olmasın :)

  3. Aslında bu olayı tasavvuf çok iyi açıklıyor. Hatta tasavvuf herşeyi çok iyi açıklıyor. Her ne kadar insanlar anlasa da anlamasa da. Gerçi tasavvufun, sadece okumakla öğrenilmeyeceğinin de taraftarıyım da, o başka konu…

    Benim garibime giden bu makinenin -insanın- dışında olan biteni, bu nefs denilen insanın sınırsız arzularından uzaklaşmadıkça anlayamaması. Öyle bir sır ki, bilenler anlatamıyor, bilmeyenlerden ise meraklı olanları dışında bu nimeti tadan yok. Öyle bir sır ki öğrenilmesi bile insanın içinde sonsuz zevklere ulaşmaya yetebiliyor.

    Etrafımızda olan her olayı, sadece beyin ve ruh’un yorumlamasına göre anlayabiliyoruz. Bunun dışına çıkıp, hakikati görmek, her yiğidin harcı değil tabi ki de. Mesela benim kırmızı diye gördüğüm şeyi bir başkası belki kendi beyninin yorumlaması sebebiyle yeşil olarak görüyor. Ancak çocukluğundan beridir kırmızı diye öğretildiği için o artık kırmızıdır. Gerçi benim görüdüğümde acaba kırmızı mıydı diye düşünmeden edemiyor insan. Bunun gerçek rengi ne? Yada renk diye bişey var mı? Kapkaranlık bir kafatasının içine sıkışmış ışıktan yoksun bir beynin, renkleri yorumlaması, biraz düşününce ne kadar çok garibime gidiyor. Bu anlattığım sadece küçük ve basit bir örnek. Bunu elbette insanoğlunun yaşamına, duygularına, hayat tarzına, dünyada gönderiliş sebebini anlayıp ona göre yaşamasına vs… diğer konulara da adapte edebiliriz.

    Hani Peygamber efendimiz buyurmuşlar ya: İnsanoğlu uykudadır, ölünce uyanırlar. Hepimiz hala uykudayız. Kimimiz farkında kimimizin haberi bile yok. Bütün yaşamı şu 60-70 senelik fani ömür olarak algılamakta. Böyle düşünenlere yazıklar olsun.

    Bütün insanoğluna sonsuz bir yaşam vadedilmiş. Sonsuz ne demek yahu! Akıl alacak değil. İmam-ı gazalinin şöyle bir tabiri vardır: Küçük bir serçe her seferinde güneşe uçsa ordan bir dane alıp tekrar dünyaya gelse, daneyi oraya bırakıp tekrar güneşe uçsa ve böyle böyle dünya ağzına kadar dolsa… işte bu sonsuzluğun yanında denizde damla bile değildir.

    Hasıl-ı kelam ne zaman ki öleceğiz, ölüpte gerçek yaşamın ne olduğunu anlayacağız işte o zaman bu tatlı rüyadan uyanmış olacağız. Rüyamızdan uyandıktan sonra iki farklı muamele var: Birincisi, rüyasını rüya olarak bilip davrananlara, ikincisi rüyasında olduğu halde hiçbirşeyden haberi olmayıpta zevklerine uygun olarak yaşayanlara.

    Hatta bugün takvim yaprağından okudum: “Mezardakilerin pişman olduğu şeyler için dünyakiler birbirini yiyor” diye söylemiş İmam-ı gazali. Gerçek yaşamın farkına varanlar ve yaşadıklarında dolayı pişmanlık duyanlar ve hala rüyada olanlar.

    Tercih hala elimizde…

  4. Ağzına sağlık, güzel yazmışsın, özellikle tasavvuf konusunda kesinlikle haklısın. Ek olarak tasavvufun, temelde islam sembollerle konuşu ve kavramları bu şekilde anlatır. Ufak bir ipucu olarak ölmekten kasıt bedenin nefes alıp vermesinin sona ermesi değil, bedeni yöneten nefsin ya da nefs-i emmarenin dünyaya olan isteklerinden ve arzularından ölmesidir ki bu “ölmeden önce ölünüz” olarak telaffuz edilir. Dolayısıyla uyanmak ölmeden önce olmazsa zaten bir işe yaramaz.

  5. Hakkı hocam, ayrıca bilim dünyası tarafında tanınmış bir üne sahip olan Prof. Dr. Yusuf Çengel’in Elmas teorisi diye güzel bir yazısı var. Okamanızı tavsiye ederim.

    http://www.muradu.com/?p=411

Bu Yazı Yoruma Açıktır