Kendini Tanıma meselesine içeriden bir bakış

Bu yazıyı 1996 yılında, kafamda bir sürü soru işaretleri dolaşırken, okuduklarım, araştırdıklarımın ve yaşadıklarımın bir özeti olarak yazmıştım. O zamanlar vardığım sonuç halen değişmedi. İnsanın kendini tanıması için ilk başta kendini gözlemesi gerekir. Bu başlangıç aşaması gibi görünse de aslında kendini tanıma işinin büyük bir kısmını kendini gözleme çalışması oluşturur. Aşağıdaki yazı aslında bir iç konuşmadır, kendi kendime yaptığım bir konuşma;

Bu bir iç konuşmadır;
- Öncelikle kendine ne olduğunu? sormalısın.
- Peki ama ben neyim?
- Kendinden başkası sana doğru cevabı veremez.
- İyi ama, kendimin ne olduğunu soracağım “Ben” i bilsem, zaten kendimi biliyor olmaz mıyım? O zaman ne sorunun anlamı kalır, ne de cevabın.
- Cevap zaten burada gizli. “Ben” bir şey değildir, yani gerçekte “Ben” e bir eylem yüklenemez. İnsanların zihinsel kategorizasyonuna tabi olan düşünce sistemi ile “Ben” i açıklamaya çalıştığımızda paradokslar oluşur.
- İyi ama ben kimim?
- Cevap ancak bu zihinsel ayırımlı düşünce sisteminden kurtulmakla bulunur.
- Kafamın içersinde sürekli cereyan eden bir iç konuşma var. Kendimi bu olarak hissediyorum.
- Kendini beden veya zihin olarak düşünmekten kurtulmuşsun ama kendini hala zihnin fikirleri olarak görüyorsun. Düşün bakalım; eğer bu iç konuşma sen isen ve bedenini kontrol edebiliyorsan, herhangi bir eylemde bulunmayı tasarla. Ne kadar tasarlasan, bedenine bilinçli emirler göndersen de bu eylemler gerçekleşmeyecektir. Diğer taraftan, herhangi bir eylem halindeyken, eş zamanlı olarak iç konuşmanda bu bilinçli olarak cereyan etmiyor olacaktır..
- Hmmm, eğer ben bir iç konuşma isem bedenimin kontrolü bende değil ve eğer bedenimin kontrolü bende ise ben bir iç konuşma değilim. Ama bu imkansız, bütün bunlarda “Ben” nerede?
- “Ben” sadece gözleyendir.
- Bunu anlayabilmem veya yaşamam için ne yapmalı?
- Yapılması gereken herhangi bir şey yok, sadece kendin ol.
- Kendimi bilmiyorum, nasıl kendim olayım ki?
- Bilmesen de “O” sun zaten. “Kendin ol” dan kasıt, kendin olmayanlardan kurtulmak, kendini fark etmektir.
- Nasıl farkına varacağım?
- İç konuşmanı, hareketlerini, duygularını ve hissettiklerini devamlı olarak gözle, sanki bir film izliyormuşçasına seyret. Bunu ne kadar sık yaparsan o kadar çabuk dışlaşır, kendini algıladıklarınla özdeşleştirmekten kurtulur ve tanık bilincini geliştirebilirsin. Tanık bilinci tarafsız, yorumsuz, eleştirisel olmayan bir şekilde, ayrımcılık yapmadan, zıt kavramlar kullanmadan yalnızca gözlemler.
- Bahsettiğin tanık bilincini yakalayabilmek için pratik bir çalışma var mı?
- Tek çalışma Kendini gözlemek, nerede ve ne durumda olursan ol.

Eğer bu yazımı beğendiyseniz, RSS kullanarak tüm yeni yazılarımdan kolaylıkla haberdar olabilirsiniz. Gmail hesabınız varsa burası ve tüm beğendiğiniz siteler için Google Reader sistemini kullanabilirsiniz.

Henüz yorum yok

  1. Süleyman SÖNMEZ diyor ki:

    Uzun süre izledim akıntıyı.
    Geçerken düşünce,
    bulurum sandım kendimi.
    Gölgeli varoluşun anlarında
    sonunda vazgeçtim ve kayboldum kalabalıkta.

    Bilgi ve temrin varken,
    gidilmezdi o Yar’a
    Mevlana demişti ya,
    “söndür mumu
    Güneş şimdi… şimdi doğmakta…

    Öyleyse sevgili dostum,
    küçük akıl susunca
    Akl-ı Kebir konuşmakta….
    Ve sessizlik içinde evrenler doğmakta…

  2. HC diyor ki:

    Şüphesiz..





Son Fotoğraflarım

20091121251BK
20091121104BK
20060910117BK
20070910247BK
20100613105BK
20091121005BSK
20100423150BSK
20091121242BK
20091121005BK
20090926055BK
20100708022BSK
20071111048BK